starbucks'a ne zaman girsem elim kolum biraz düşüyor açıkçası. latte alacaksan bir maaş kadar, tatlı söylesen hepsinden pahalı, hesabı görüyorum içim burkuluyor. ben bu mekânı sevdim aslında, çünkü bana ilk işe başladığım günlerdeki o huzuru hatırlatıyor. kendimi biraz yerleşmiş, biraz görülmüş hissettiğim ender yerlerden biri; o kahvenin içindeki sesli duman değil, bana bıraktığı küçük nefes.
ama bu fiyatlar artınca soruyorum ister istemez: biz burada gerçekten ne ödüyoruz? sadece kahve mi, bir de "incin hayatımıza anlam katma" servisi mi. bir bardak almak ekonominin günlük bütçesinden bir diş götürüyor. on beş dakikalık huzur mu, çeyiz sandığına mı, yoksa doğum gününde çekilip birinin hikâyesine sızan alışveriş fişine mi. işte böyle hesap soruyorum kendi kendime bazen.
(bkz:
bana ait küçük kaçış)
bu tarz kaçışlar olduğu sürece bahası da olsun, katlanıyorum.