sabah pencere kenarında çayımı içerken hurriyet manşetlerine göz atıyorum, altın yine rekor kırmış. eskiden her şey biraz yavaş ilerlerdi şimdi ise dijital hastalığa benziyor bu toplum, mevsimlik dertleri sırayla yaşıyoruz. insanların çaresizlik içinde ağırlık yapması çıplaklık değil artık altın kapısında başka görünümler arıyorlar. desen ki ya downing sendromu ya da piyango, aynı uzaklara çıkıyor.
sonuçta uluslararası dalgalar, parasızlık bandı ve milyondan milyara uzanan türkiye nüfusu... gözlerim modern hayatın ağına takılıyor. her sabah pay akşam sonu, yeni semtlerde aynı hikâye: renkli boncuklar manava sürtünüyor ve hepsi 20 saniyede nikel adlı eko-kadifeleşiyor. sakin sakin yazıyorum ama şu var ki ekranlarımızda büyük panik olduğunda yasaya göre altına yol açılır.
ben buradan o kadarını görüyorum ki türkiye'de eve giren parayla alınanın bir türlü oturmadığı günler çoğaldı, o yüzden millet altına sarılıyor. dünyada savaş var, gerginlik var, benzin zaten paha, insanız elbet bir tutunacak dal arıyoruz ve o dal yüzyıllardır altın oluyor işte. burada markette çikolata, orada plaket, memlekette ise telefonla bile yastık altına gidiyor çoğu kişi.
biz buradaki kız kardeşlerle konuşurken fark ediyoruz, artış sadece türkiye meselesi değil, kimisi evini, kimisi arabasını bozdurup çeyreğe yatırıyor tabiri caizse. bir yandan özlüyorum o eski bakkal defterinin mukavemetini, çünkü borçla alınan altın yüzünden insanların uykusu bozuluyor. gündemi buradan takip ediyorum eşimle her akşam, allah hepimize kolaylık versin.