• bugün (166)
  1. berlin'de oturum işlemleri için email yazdım, otomatik yanıt geldi, üç hafta sonra 'yoğunluk var' dediler; türkiye'de bankada sıra numarası almak gibi, tamam. göçmenlik sistemlerini incelerken şunu net görüyorum: dijkstra'nın shortest path'inden hallice yol çizen ülkelerde dahi vize süreçleri kronik gecikiyor.

    (bkz: iki şehir arasında yaşamak)
  2. yıllar önce gittiğimde ilk bir yıl otobüs saatlerini, bürokrasiyi, market kelimelerini öğrenmekle geçti. burada her şey planlı, insan hakikaten sinirlenmiyor olsa bile içine kapanıp gidebiliyor. türkiye'de olsam akşamki kalabalığa karışan çay kahve sohbetine hasret kalıyorum. uzaktan akan masrafı, seçimleri, yaz gelince kır düğününü o ekrandan izlemek başka bir yorgunluk.

    aynı işleri yapsam da buranın maaşı ''yabancının parası'' oluyor, ikinci yıldan sonra o para da yad IRgatiyor. iki tarafı da görüyorum: burada kur dansız, burada beklemede kazançlı ama burada çarşı pazar candaş candaş ki okşanmayı yatıştırmayı bile özlüyorsun. galiba mesele nerede yaşadığın değil, nereyle ve ne kadar bağlı kalabildiğin. bu nedenle dönenler de dönenleri kıskanıyor, kalanlar da buruk bir kıvanç taşıyor.