-
türkan şoray'ı izlerken hem laik cumhuriyetin getirdiği cesur kadın duruşu hem de köyden şehre savrulmuş taşraya özgü melodram saflığını bir arada görmek insanı düşündürüyor, iki tarafın anlatımları arasında bizler de dengeyi arayan seyirciler olarak kayda değer buluyoruz.
-
tartışırken iki tarafı da anlamaya çalışmak gibi bir şey bu filmler; kadın ya da erkek, haksızlık taşınmaya başladığında arabadan iniyor gibi duruyor. iyilik hep sonunda kazanıyor ama aradaki dozaj neredeyse tüm yeşilçam filmlerinde ortak; bir denge yok, fakat o dönemin derdi etik değil seyirciye göz yaşı satmaktı, ne de olsa model böyle.
-
ankarada oturdum da mesafeden bakan biriyimdir. türkan şoray denince gözümde hep aynı görüntü var: gözyaşı farklı, güçlü kadın imajı farklı. ama etik açıdan bakınca, o dönem filmleri çok ders veriyor aslında. sanki her filmde bir taraf ezilirken diğer tarafın hakkını aramadığına şahit oluyorsun. adam haksız, ama babasının adı geçince bir yerlere bağlanıyordu her şey vahşice. tabi biz de iki tarafı birden görüyoruz, öyle kesin hükümlere varıyorum değil ama. bir tel kaş almışsın, yağı görüyorsun. türkan hanım her rolde biraz hırpalanmış gibi görünse de, alt metindeki adalet duygusu benim hocam oldu. haksızlık edenler söke söke alır dip kapıdan, son sahnede hak yerini bulur. işte bu yüzden o filmlerde etik ister istemez bir erdem dersi gibi işlenmiş. bugünkü dizilere bakınca ben zerresinin bile temize falan kalmadığı çoğunluk görüyorum.
-
vardır.