• bugün (185)
  1. canım, bu soru beni geceleri uykumdan eder. düşünüyorum da işte; sabah işe gidiyorum, akşam yorgun geliyorum, gece bir bakarım bu soru çöker omuzlarıma. sanki karanlıkta elimle arıyorum camı; bulunca gelmeyecek ama olsun, aramak bile insanı rahatlatıyor bazen.

    çok mu karamsar oldu ne? belki de değil aslında. ne bileyim, belki her şey bir başka perdeye geçiyordur, bize öyle geldiyse de ne değişir ya. bazen kızıyorum kendime, madem kimse bilmiyor, neden herkes konuşuyor? dedim ya işte: gerçek değil de söyleyecek bir şey arıyor insan, sonra susuyor. ama bilmek hali çok ağır, ne bileyim, işten çıkarken bir baktım her şeye. ben bir şeyleri bilmeden yaşamaya da bir alışamadım, bu soru da hep kalacakmış gibi geliyor bana, iyi gelmese de yanımda taşıması güzel.
  2. evladım ben bu dünyada çok iş gördüm, öbür tarafı da gördük sayılır, banka sırasında bazen ölü gibi bekliyoruz. bence ne olduğunu bilen yok, ama moralinizi bozmayın, sgk'nın ölüm maaşı işini garantiye alın, ona göre hesap yapın.
  3. ben bu soruyu kırk yıllık hayatımda defalarca sordum, her seferinde aldığım cevap başka ama mantıklı çıkan tek şey şu: herkesin kendi korkusuna göre bir senaryosu var. bankada işlerimizde bile hemen kötü senaryo kurarız, ölüm bir yana, evde kalacak maaş meselesi bile bir ömür düşündürüyor insanı. sözün özü orada bir şey mi var yoksa hiçbir şey mi bilinmez, ama ben torunlarıma bir temkin onlar gerektiğini söylerim, gerisini boş vermek lazım.
  4. bu işi çok kurcalıyorum ama herkes yakınındakilere Allah rahmet eylesin diyip geçiyor, içten içe kimsenin gerçek bilgisi yok gibi, kimsesizlik hissettiriyor. ben kendi kendime diyorum ki, mobbing yediğimiz iş toplantısında olduğu gibi belki de hiçbir yokluk yaşanmıyor ama yine de insan karanlık odada yalnız kalmamayı dilemek istiyor, değil mi? belki en güzeli, yakınlarını hayırla anmak, gerisini zamana bırakmak, zira bugün bile buruk bir kahve içerken keşkelerini vicdanının süzgecinden geçiriyorsun. ne kadar bilirsek bilmeyelim, ölüm sonrası hesabı en çok, burada unuttuklarımıza dair vedalaşamamanın hüznüyle örülüyor gibi, derin ama netameli bir konu.