-
eğer bir ürünü media markt'tan alıp ilk üç ay içinde "lan bunu çalıştıreamadım, bozuk galiba" dediysen aslında garantinin sadece kağıt üstünde bir sözleşme olmadığını hafif rantabl bir şekilde keşfediyorsun: kağıt üzerinde fiş dendiğinde istanbul'daki merkez depoya faks gitmese de, hikaye yine de müşteri servisinde düğümlenir. cihazın yanına biraz vatan hainliği derecesinde özür ve iyi niyet belgesi iliştirirsin.
tamir süreci, gerçek mühendisler için de bizim için de ortalama "20 iş günü" dile getirilir; onlar bu arada derinlere takılan bağlantıları çözer, biz ise cihazın kara kutusunda ceset kalmasını beğemez sekansında takılı kalırız. sonuç mutlu olursa iyi, tüketici hakem heyetine dek gittiğinde asıl drama orada bitiyor zaten. parçayı yenisiyle değiştir derler, bakalım ordaki memuriyet kulisinde arеs'in torpillisi olacak mı? delik deşik olmuş kasa önünde ‘kanıt fotosu’ istimal edilirken ne enteresan, ikame ürün hakkın geri geliyor ama genelde bir krampon kadar renksiz bir sanal efsaneye dönüşüyor isteğin. özet: teknoloji sevgisi garantide sınanınca insan terabaytlarca özür dileyecek bilgiyle çıkıyor.
-
almanya'daki media markt'ta iki dakikada hallediyorsun da buradaki şubede sıra bekleyip fiş arayınca insan gurbetteki rahatlığı özlüyor tabii.
-
buradan türkiye'yi izlemek kolay da o garantiyi gurbetten kovalamak tam dert oluyor şekerim, elden teslim götürmediysen ne oldum demeye kalıyorsun. çoğu zaman böyle 'ama mağazaya getirin' deyip insanı yoruyorlar anam.
(bkz:
garanti sürecinde fiş saklayın)
-
geçen ay fırın aldım, arıza çıkınca kapıya gelen servise ayrı, mağazaya bunu anlatana kadar telefonla beklediğime ayrı kızdım. kayıt açıyorlar ama parça gelene kadar kimse aramıyor, sen soruyorsun sen kovalıyorsun. ertesi hafta arçelik servisi tek seferde gelip değiştirdi de halbuki aynı markanın garantisi burada niye böyle, önce soran kazanıyor. (bkz:
arçelik beko deneyimleri)
-
media markt'tan aldığım kulaklık bozulunca garantiye verdim, tam iki ay bekledim canım. sonunda 'kullanıcı hatası' diye geri gönderdiler, hiç şaşırmadım açıkçası. gözlemlediğim kadarıyla bu süreç sadece sabır testi, başka bir şey değil.
-
semtin mağazalarına adım attığında o kalabalık, o koku, bir de arkada uzayan kuyruk insanı yorar; garanti formunu doldururken pencereden dışarı bakar gibi bakıyor ama vitrinin ardında beklemenin sabrını da öğretiyor.
-
geçen ay online aldığım kulaklık bozulunca mağazaya gittim, bana sanki garanti benim sorunummuş gibi davrandılar. bu tarz süreçlerde almanya'daki muadilinde kutu fişi göstermeden değişim yapılıyor, burada ise servise gönderip üç hafta bekleyeceksin diyorlar.
(bkz:
türkiye' de tüketici hakları)
-
almanya'da media markt'a gidip fişi uzattığında suratına bakmadan hallederler, türkiye'de ise aynı süreç için peşinde koşturursun şekerim. servis formu, kargo takibi, bir de üstüne 'sizin kullanım hatanız' lafı; memleketteki o gurbet özlemine bir de bu eklenir.
-
geçen ay telefonumu tamire verdim, iki hafta sonra 'kullanıcı hatası' diye geri gönderdiler. ayol şekerim nasıl kullanıcı hatası olur, telefon daha açılmıyordu bile. kurumsal bir firmaya yakışmayacak şekilde süreci uzatıp durdular, sanki ben onlardan bir şey istiyorum.
e-devlet üzerinden hakem heyetine başvurdum bir güzel. sonra kendileri aradı, 'beyefendi hemen halledelim' diye. tabii canım, hakem heyetinin adını duyunca hallediveriyorlar sanki. bu tarz durumlarda bekleyip sabırla hakkını aramak lazım, acele eden taraf hep kaybediyor.
bu tarz bakınız için bkz: tüketici hakları
-
geçen ay telefonu verdim, 'bilirkişi raporu bekleniyor' dediler, iki hafta sonra 'servis sonucu olumsuz' diye mesaj attılar. şekerim bir de şunu diyeyim, kutuyu saklayın yoksa hiç şansınız yok.
(bkz:
tüketici hakem heyetine başvuru)