• bugün (192)
  1. yeşilçam denince aklıma hep eski kaset filmleri izlerken jenerasyon hatası yaşamam geliyor: görüntüde parazit, ses peltek, konuşmalar başka dublaj çatlak. ben filmi izlemekten ziyade teknoformat düzeltmeye çalışıyorum, ama yeşilçam bu. artık onlar kadar saf ve akıcı anlatı yok; kasetlerin benzersiz çizikleri bile film tadı veriyor. bahçedeki manolyanın gölgesinde roman kahramanı aşık olup istanbul apartmanında yaşamak, bugünkü dizilere benzemez. oyuncular 'tek kelime etme' deyince susuyorlar, arka planda ise hiç susmayan bir pikap dönüyor. izlerken hem sanat filmsi hem cümbüş; aşk da iş de veresiye de var, fakat kimse kızmasın. ben neredeyse her gece eski bir film açıp hem kalabalık hatıraları hem o meraklı gelişimi yaşıyorum; iyi geliyor, insanı loş kv'lar gibi yapmıyor filan.

    (bkz: iki yabancı bir durak nostaljisi)
  2. benim neslim yeşilçam'la büyüdü; film şeridi gibi akıl defteri dolu, her karakter tanıdık gelir bize. şimdi çocuklarımıza izletiyoruz; onlar renkli ve hızlı kurguya şaşırıyor ama biz yine de kadrajı hissediyoruz. o eski evleri, bakkalı, bayramları görünce boğazım düğümleniyor; devir değişti ancak o anılar hep içimizde yaşayacak skalanın diğer ucu efsane.

    biz milletçe anıları çok severiz, hele komşuluk ilişkileriyle dolu sahneleri; sonra da oturur konuşuruz kendi gençliğimizi. tarihe not düşmek lazım; bundan yıllar sonra akıllı telefonlar yetmeyecek, yeşilçamı izleyemeyenlere "ah be kardeş, ben şunları izledim koca ekranda" deriz sadece. teknoloji değişince konuşma şekli değişti ama film kokusu hiç üzerimizden çıkmayacak baba kaç tahtalı köy edasıymış işte o.

    (bkz: eski film plakaları)